Maraş ta kılınmayan Cuma Namazı
Reklamlar
-
Maraş Mondoros mütakeresinin imzalanmasından sonra 22 subat 1919 da ingiliz işgali altındaydı , ingilizler kısa süre sonra musul a karşılık anadolu nun güney kesimin den çekildiler işğale karşı düzenlenen ulucami mitinği nin ardından 30 ekim 1919 da fransız birlikleri maraş a girdi işgalci fransızlara ve onlarla işbirliği yapan ermenilere karşı sütçü imam ın başlattığı silah lı direniş halk tan geniş destek gördü direnişi örgütlemek için 29 ocak 1920 de araplar ve 19 0cak 1920 harabe çatışmalarıyla 21 ocak 1920 de başlayan maraş şehir savaşlarıyla sonunda fransızlar çekilmeye zorlandı fransız işgali 12 subat 1920 de sona erdi olay muhtemelen 31 ekim 1919 cuma günü maraş kalesini gören camilerden birinde geçiyor;
cemaat cuma namazını kılmak üzere cami de toplanıyor ancak öğlen namazının sünneti kılındıktan sonra cuma hutbesini okumak üzere mihraba çıkan imam bir türlü cuma namazını kıldırmak için aşagı inmiyor sabirsızlanan cemaate söyle sesleniyor "bu gün size cuma namazı kıldıramayacağım " cemaat homurdandıkça imam direniyor "dün günlerden cuma olsaydı kıldırırdım ancak bu gün kılmayacağız cuma namazı diğer namazlardan fark lı olarak esaret altında olmayan özgür inanlara farz kılınmıştır ancak bu gün özgür değiliz esaret altındayız dün özgür dük kalemizde TÜRK bayrağı çekiliydi dün cuma olsay dı kıldırırdım demem ondandır ama bu gün faransız bayrağı çekili cuma namaz ı bize farz değildir kılmayacağız"
imam ın bu konuşması üzerine gelayana gelen halk elinde ne varsa kale ye hücüm ederek fransız bayrağını indiriyor ve direniş başlıyor fransızlar maraş tan 12 subat 1920 günü çekiliyor o günden sonra da maraş ta cuma namaz ları TÜRK bayrağının GÖLGESİNDE aralıksız kılınıyor
Arkadaşlar kahraman maraş sehrinde bu gün yaşayanlar o zor günlerdeki kıyam ın torunları ve cocuklarıdırlar o günkü kıyam da toprağa düşen sehidlerimizin ve yaşayan gazilerimizin önünde saygıyla eğiliyoruz.
Reklamlar
-
Forumdan Uzaklaştırıldı
yazın çok güzeldi piyade,
biz ne zorluklar çekmiş milletin çocuklarıyız....
biz geçmişimimizi unutmamalıyız, ara sıra bu yazıları okuyup, damarlarımızdaki kanın akışını hızlandırmalıyız arkadaşlar...
-
amerika lılar olmayan olayları süsleyip sinema filmi cekiyor;bizde ise
senaryo yazmaya gerek yok gercek hikayelerin bile filmi yapılamıyor.
ne garip birşey degilmi...?
gerci bu uzun tartışılacak konu ama neyse fazla uzatmayayım.
-
ellerine sağlık piyade
PAMUKTAN PRENSES Mİ OLUR??? PRENSES DEDİĞİN TAŞ GİBİ OLUR
-
Forumdan Uzaklaştırıldı
mkerdal çok haklısın be abi, cidden konuya bu açıdan bakılınca çok üzülüyorum ben
komik filmler yapacağımıza, ahanda iste gerçek hayat dan kesitler diee gösterime girmeli,
çok haklısın abi
-
Biz şöyleyiz, biz böyleyiz demekle olsaydı keşke vatan elden gidiyor. Haberimiz olmadan her karışına binlerce şehit verilen bu topraklar karış karış satılıyor!!! ...
Eşini Seviyorsan, Onun (2 teker) Hayallerini de Seveceksin.
-
Bu olayın filmi çekilmiştir ama bi cok insan bu filmi izleme şansı olmamıştır çünkü film sadece maraşın düşman işgalinden kurtuluş günü olan 12 şubat ta yayınlanır TRT 1 de onun dışında yayınlandıgını görmedim ayrıca bu olay Maraş kalesinin hemen altında bulunan Ulu CAmi de geçmiştir.Ben maraşlıyım atalarımızla nekadar övünsek azdır hepsi nur içinde yatsınlar ...
-
ŞU KOPAN FIRTINA TÜRK ORDUSUDUR YA RABBİ
SENİN UĞRUNDA ÖLEN ORDU BUDUR YA RABBİ
TA Kİ YÜKSELSİN EZANLAR LA MÜEYYED NAMIN
GALİP ET ÇÜNKÜ BU SON ORDUSUDUR İSLAM IN
-
ATATÜRK ÜN SAKARYA SAVAŞINDAN SONRA ORDU YA SESLENİŞİ ;
TAKDİRİM SANADIR
HAYRETİM SANADIR
DÜNYANIN HİÇ BİR ORDUSUNDA YÜREĞİ SENİNKİNDEN TEMİZ YÜREĞİ SENİNKİNDEN SAĞLAM BİR ASKERE RASTLANMAMIŞTIR.
HER ZAFERİN MAYASI SENDEDİR
HER ZAFERİN EN BÜYÜK PAYI SENİNDİR
KANAATİNLE
İMANINLA
İTAATİNLE
HİÇ BİR KORKUNUN YILDIRAMADIĞI DEMİR GİBİ DAĞLAM VE TEMİZ KALBİNLE DÜŞMANI ALT EDEN BÜYÜK ÇABAN İÇİN SANA MİNNET VE ŞÜKRANLARIMI SUNUYORUM.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN VERDİĞİ YENİ RÜTBE SENİNDİR BU RÜTBE İLE YÜKSELEN ORDUDUR
CENABI ALLAH GİRİŞTİĞİMİZ KURTULUŞ MÜCADELESİNDE SEREFLİ SİLAH ARKADAŞLARIMA KENDİLERİNİ BELİRLEYEN SOYLULUĞUN YİĞİTLİĞİN KAHRAMANLIĞIN HAK ETTİĞİ KESİN KURTULUŞUDA NASİP ETTSİN
İÇİMDEN GELDİ ;
ALLAHUEKBER ALLAHUEKBER LAİLAHE İLLALLAH
VALLAHUEKBER ALLAHUEKBER VELİLLAHİLHAMD
-
SAĞOLASIN TARIK KARDEŞİM YAZAN ELLERİN DERTGÖRMESİN
-
eline agzına sağlık ülke topraklarının parça parça yabancılar tarafından satın alındığı şu günlerde umarım sitedeki herkes bu yazıyı okur
EY TÜRK TİTRE VE KENDİNE DÖN
-
Forumdan Uzaklaştırıldı
Ellerine sağlık Piyade Dostum. Bunun gibi daha niceleri var şanlı tarihimizde. Film konusuna gelince, gerçekten Amerikalıların Avrupalıların milyonlarca dolar harcadıkları filmlerin senaryolarına on basacak nice yaşanmış olaylar var bizde. Bu da benden;
Boğaz azgın bir nehir gibi akıyordu Marmara'ya doğru. İstanbul'un üzerine çöken manevi ağırlığı kaldıracak bir evliya beklentisi vardı sokaklarda. Karayelden esen rüzgar, yağmur getirecekti şehit mezarlarına.
Fatih'in al kanla fethettiği İstanbul beş yüzyıl sonra, kansız savaşsız İngilizler'e teslim edilmişti bir Mayıs sabahı.
Dolmabahçe önünde son silahlı birlik de silahlarını teslim ediyordu. Yüzbaşı Şeref ve birliği manga manga tüfeklerini, tabancalarını hatta
süngülerini İngiliz subaylarına makbuz karşılığı teslim ediyordu. Birliğin sonu geldiğinde İngiliz Çavuş Şeref Yüzbaşı'ya bağırdı :
- Sör ! Tabancanız...
Şeref hiddetle döndü, elinin tersiyle çavuşa vuracak oldu. İngiliz Binbaşı araya girdi ve "Tabancanız kalsın, mermileri boşaltınız yüzbaşı" dedi.
Şeref hiddetle tabancasını çekti, ateş edebileceğini düşünen İngiliz askerleri silahlarını Yüzbaşı Şeref'e doğrulttular. Şeref "altı patlar"ını gökyüzüne çevirdi, tambur pimini çekti, prinç kovanlı ve uçları çentikli altı mermi iki metre yükseklikten yere boşaldı. Kabzası Laz işi, baba yadigarı tabancasını kılıfına soktu, asker dönüşüyle birliğinin karşısına geçti. Hazırolda bekleyen 120 asker yumrukları sıkılı, dişleri kenetli, Galiçya'dan Hicaz'a, Trablusgarp'tan Fizan'a peşinden gittiği o mert adamın ağzının içine bakıyordu. Bir emir verse, evet o bir emir verse bir avuç züppe İngiliz'i elleriyle boğabilirlerdi.
- Şimdi dağılıyoruz arkadaşlar. Sizleri 10 yıldır sabırla bekleyenlerin yanına gidin. Ama unutmayın bu iş daha bitmedi, bu millet esaretini yenmek için sizin gibi yiğitlere ihtiyaç duyacaktır. Hakkınızı helal eder misiniz?
Bir an sessizlik oldu. Elleri cebinde ve cebinde tuttuğu yuvarlak metal çerçeveli gözlüğü olduğu halde bekledi. Bekledi, bekledi... Birliğin çavuşu bir adım öne çıktı ve:
- Bizim helalimiz seninle şehit düşmektir komutanım.
Şeref'in gözlerinden hiç de istemediği halde iki damla yaş süzüldü, ellerinde tuttuğu gözlük tuzla buz olmuştu. Avuç içi kanıyordu ve daha sert bir sesle bağırarak :
- Hakkınız helal midir bana?
****
Yağmur yağıyordu. Gökyüzündeki martılar birkaç dakika önce
yaşadıkları gök gürültüsünden beter bir "Helal Olsun!" sesinden duydukları ürküntüyü üzerlerinden atamamışlardı.
Kan damlaları Dolmabahçe'den Beşiktaş'a doğru birer metre aralıklarla Şeref'i takip ediyorlardı. Neden sonra elinin kanadığını fark etti.
Dolmabahçe Sarayı Harem Dairesi ardındaki yüksek duvarın altında omzundaki yıldızlı apoletleri söküp eline sardı. Kanı emen apoletin ipek örtülü yıldızları kıpkırmızı oluverdiler.
Şeref Bey sabahın yağmurlu hüznünde Beşiktaş'a vardı. Balıkçı
kahvesinde oturmak istedi ancak "hırpani halim bir Türk subayına yakışmaz" diyerek sahile indi. Oturup tekne altını onaran balıkçıyı seyre daldı.
Kan çanağına dönen gözlerinin ardında fırtınalar kopuyordu. Sırtına dokunan elle irkildi. Kafasını kaldırdı. Biraz önce teknesini onarırken seyrettiği denizci bir şeyler söylüyordu. Ama Şeref duyamıyordu onu. Sararmış dişlerine bakarak denizcinin, anlamaya çalıştı söylediklerini.
- Asker ağa, asker ağa ?
- Efendim
- Okuman, yazman var mıdır?
- Evet. Hayrola?
- Ağam be teknenin adını yazsan olur mu?
- Tamam. Nedir teknenin adı?
- Kardelen
- Sevgilinin adı mı?
- Hee... Nerden bildin?
Harp Okulunda aldığı "Hat" dersi ilk kez işine yarıyordu. Şeref Osmanlıca ve bir kardelen şekline benzer motifle yazdı tekneye genç
denizcinin sevgilisinin adını "KARDELEN"
- Ağa, kardelen mi bu şimdi? Ya ağa çok güzel oldu. Sana borçlandım şimdi ben.
- Bir gün ödersin. Nerelisin sen?
- İneboluluyum. İstanbul'daki Rum meyhanelerine tuza basılmış torik getiririz. Rumlar lakerda mı, lekarda mı ne diyorlar. Fener'i dönerken teknenin altını vurdum. Burada onarıyorum. Kısmetse öğlen namazı tekneyi indirip İnebolu'ya yelken basacağım.
*****
Yüzbaşı Şeref Akaretler Yokuşu'ndan Osmanoğlu Konağı'na yürüdü.
Konağın kapısını müstahdem açtı.
- Şeref Beyim, hoş gelmişsin
BJK Divan Kurulu üyesiydi. Eskrim takımında kılıç hocasıydı ve futbol takımında da kalecilik yapıyordu. Şeref konağın ahşap merdivenlerini hışımla çıkıp çatıdaki malzeme deposuna girdi. Kısa çatı camının altına oturdu. Tabancasını çıkardı. Cepkenindeki enfiye kutusunu eline aldı. Kutuyu kulağına götürüp iki salladı. Sedef kakmalı enfiye kutusu tıkırdamaya başladı. Kutuyu açtı, içinden pamuğa sarılmış gümüş bir kurşun çıktı. Kurşunu çizme derisine süre süre iyice parlattı. Kurşunu tabancasının tamburuna sürdü, tamburu hızla çevirip kapattı. Kırlaşmaya başlayan şakaklarına götürdü.
"Affet" dedi.
TIK... boş
TIK... boş
TIK... boş
*****
Kapı hiddetle açıldı. Ahmet Fetgeri içeri girip dördüncü kez tetiğe basmakta olan Şeref'in elindeki silahı kaptı. Şeref kendinden geçmiş bir durumda ağlamaya başladı.
- Ne yapıyorsun sen, delirdin mi Şeref ?
- ...
Koltukaltından tutup Şeref'i aşağıya indirdi. Sade kahve ile birer sigara içtiler.
"Her şey bitti" dedi Şeref.
"Daha değil" dedi Fetgeri. "Dün akşam Mustafa Kemal ve arkadaşları İstanbul'u terk edip Anadolu'da mücadeleyi başlatmak için gemiyle Samsun'a doğru yola çıktılar"
Gözleri parladı Şeref'in. Birkaç dakika önce Azrail’le Rus ruleti oynayan o değildi sanki. Bir kuş olup o gemiye yetişmeyi geçirdi aklından.
"Nasıl giderim ben de?" dedi.
"Çok zor. Salmazlar seni İstanbul'dan" dedi Fetgeri. Çaresiz hissetti Şeref kendini. Birden Kardelen geldi aklına. Kardelen vardı ya İnebolu'ya giden. "Neden olmasın?" diye söylendi. "Dur celallenme hemen" diyen Fetgeri'ye Kardelen'i anlattı.
"Dostum fındık kabuğu kadar bir tekneyle gidemezsin oralara. Sakin olunuz, bir çare düşünürüz elbet" dedi Fetgeri. Artık Şeref'i durdurmanın imkanı yoktu. Yukarı çıktı, üç beş parça eşyasını bez asker torbasına sıkıştırdı. İki dost sarıldılar.
"Ha, unutmadan bu torbayı da al, lazım olur belki" dedi Fetgeri. "Nedir bu?" diye sordu Şeref. "Denize açılıncaya kadar sakın açma" cevabını aldı.
*****
Kardelen denize inmiş, yelken açmaya hazırlanırken bir sesle irkildi denizci :
- Tayfa lazım mı?
Gözleri ışıldadı genç denizcinin.
- Buyur ağam. Ama hayırdır, nereye?
- Senin gittiğin yere, hatırlarsan bana borcun vardı, ödeşmiş oluruz.
*****
Kardelen, Anadolu Feneri'ni geçip Karadeniz'e yol alırken, Şeref erguvanlara son kez baktı. Erguvanların güzel renklerini İngilizler'e bırakıyordu.
Yaralı elini Karadeniz'in az tuzlu temiz sularında yıkadı. Temiz bir
bez parçası aradı sarmak için. Fetgeri'nin verdiği çantanın düğümünü açtı. İçinde beyaz bir beze sarılı yuvarlak bir şey vardı. Bu bez olur diye açtı bezi ve Kardelen'in içine bir futbol topu yuvarlandı. Gözlerine inanamadı. Bu top mahalli ligde gol yemeden şampiyon oldukları ve hatıradır diyerek sakladıkları "Ertolhd" marka, içten lastikli pahalı futbol topuydu. "Ah be! Fetgeri" dedi içinden ve güldü.
*****
Arasıra esen sert rüzgar ve serpiştiren yağmura rağmen Şile
açıklarını neşeyle geçtiler. Ağva limanında gece demirlediler. Lakerdanın satılmamış kısmıyla, mısır ekmeği ve erik rakısı akşam yemekleriydi. Gece denizci gence Beşiktaş'ı, Ahmet Fetgeri'yi ve bu futbol topunun hikayesini anlattı hiç susmadan. Şeref çok içtiği rakının ardından yüzüne doğan yakıcı güneşle uyandı.
Kardelen, Pazarbaşı burnunu aşmış, Karasuya doğru yelkenleri
doluyordu. Kardelen'in genç reisi Asiye türküsünü söylüyor, tekneyle
yarışan yunuslara mısır ekmeği atıyordu. Arasıra "Kardelenim, sevdiğim"e benzer mırıldanmalarla yavuklusunu anıyordu. Ertesi gece Akçakoca, diğer gece Amasra limanında yattılar. Yüzbaşı Şeref denizciliği de öğrenmeye başlamıştı.
Amasra limanı çıkışı denizci hayıflandı. "Hava patlayacak ağam" Şeref baktı, baktı. Keyifli ve güneşli bir 19 Mayıs sabahından başka bir şey göremiyordu. Önemsemedi.
Teknedeki topun bir o yana, bir bu yana gittiğini gören Şeref başını kaldırdı. Deniz tarafı tamamen kararmıştı ama daha öğlen bile olmamıştı.
"Karadan neden bu kadar uzaklaştık?"diye sordu Şeref.
"Ağam, kaba dalga vuruyor, burnu çevirdim"
*****
Bir süre sonra yağmur eşliğinde öyle bir fırtına başladı ki, Şeref'in midesi dışarı çıkarcasına istifra ediyordu. "Yelken ipinden uzak dur ağam, ayağına dolanmasın" dedi genç adam. Bir büyük dalga geçti üzerlerinden. Sonra bir daha, bir daha. Dümen tutan avuçları ezilmişti denizcinin. Şeref yelken ipini tutmaya çalışsa da bir süre sonra direk kopup, denize düştü. Denizcinin çığlığı bardaktan boşalırcasına yağan yağmura karıştı.
"Ağam ipi sal"
Şeref duyamadı, tekne boyunun beş katı bir dalga sancak tarafından tekneyi alabora etti. Dalga çukurunun dibindeki tekne denizin altında kaldı. Denizci büyük bir çeviklikle kendini yukarı itip sudan çıktı.
Yüzbaşı Şeref su çekmiş asker üniformasının ağırlığı ve çizmesine dolanan yelken ipiyle tekneye bağlı karanlık dibe doğru hızla batıyordu. Yarım dakika dibe hızlı gidiş, ayağından çözülen iple durdu. Artık tekneden kurtulmuştu ama üzerindeki ağırlık onun yüzeye çıkmasına mani oluyordu.
Bulanık denizde gözleri açık çırpınırken, yanından geçen beyaz bir şey gördü. Bu, yukarı doğru hızla çıkan Ertolhd marka futbol topuydu.
BJK 'nın gol yemez kalecisi "Panter" Şeref topa doğru uzandı,
uzandı...
*****
Kerempe Burnu'nda baygın yatan genç denizci ve yanında Ertolhd marka futbol topu dalgalarla birlikte salınıyordu. Genç denizci yüzünü paramparça eden kayalıkların üzerine çıkıp bağırdı :
"Ağam ! Ağam!"
Yüzbaşı Şeref hayatının golünü Karadeniz'in soğuk sularında yemişti. Topa yetişememiş ve karanlık sular onu dibe doğru sürüklemişti. Elbet Karadeniz onu Anadolu'ya verecekti.
*****
Mustafa Kemal'in ardından Kurtuluş mücadelesinde yer almak için Anadolu’ya geçen Yüzbaşı Şeref 'ten tam 17 yıl sonra 19 Mayıs 1936'da Şeref'in takımı Beşiktaş Jimnastik Kulübü, 19 Mayıs'ta kutladığı spor gününün her yıl "Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı "olarak milletçe kutlanması için önerisini Atatürk'e sundu ve kabul edildi.
Öneriyi Beşiktaş Jimnastik Kulübü adına veren Ahmet Fetgeri
Bey'dir. *****
Ahmet Fetgeri'ye 1924 yılında bir hanım gelir ve bir torba bırakır. Ahmet bey kadının getirdiği torbadan çıkan topa bakar ve kadına sorar.
- Nedir bu bacım?
- İstiklal savaşında şehit düşen kocamın vasiyetiydi, size vermemi istedi.
Ahmet bey sorar;
- Adın ne bacım?
Kadın yanıt verir;
"KARDELEN"
-
Elline salik bizimle paylaştin için
-
Forumdan Uzaklaştırıldı
vay beeee
ağlamamak elde değil yaaa.. kulaklarım çınlamaya başladı... ... ...
-
teşekkürler
ben giderim adım kalır dostlar beni hatırlasın
-
akşam akşam gözlerim bulutlandı.
şanlı şerefli TÜRK milleti.
alevi sünni çerkezi arabı kürdü hepimiz biriz.
o zaman dedelerimiz kardeşti şimdide biz olalım.
\'NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE\'
İ.E.T.T GERİ DÖNDÜ,YAŞASIN AKBİL
-
arkadaşlar beni yanlız bırakmayıp duygu ve düşünceleri aktarıp güzel katkılarını esirgemeyen arkadaşlara teşekkür ederim
-
Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.
M.KEMAL ATATÜRK
-
Baskı altındayken içimizden çıkan gücün,iradenin sonu yok. İçinde bulunduğumuz dönemdeki kısır çekşmelerin,çatışmaların,kardeş kavgasınında bi okadar manası yok. ÇANAKKALE ruhunu yaşatmamız lazım. Bu yolda gösterdiğiniz çaba için sizleri kalbimden selamlıyorum.
-
Her maraşa gittiğimde yazdıkların hep aklıma gelir geçmişimizde okadar güzel şeyler vardırki !
Reklamlar
Konu içerisindeki kullanıcılar
Şu an bu konu içerisinde 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 misafir)
Bu Konudaki Etiketler